Balkanlar


15 Gün = 5 Ülke + 11 Șehir
Arnavutluk, Karadağ,
Bosna-Hersek, Sırbistan, Makedonya

Yazı biraz uzun ancak belki bizimle aynı rotayı izlemek isteyenler olabilir diye ayrı ayrı yazmadım.

Tiran’a indiğimizde havalimanı ne kadar modernse șehir o kadar geri kalmıștı. Ana caddeler ve Skenderbjue bölgeleri harici her yer Türkiye’nin 10 yıl öncesi gibi. İnsanları genelde iyi niyetli ama orta yaș erkekler sürekli bir ticari aktivite peșinde. Para bozmaya çalıșmalar, korsan taksicilik denemeleri, birșeyler satma çabaları hep var. Ancak kafaları ne yazık ki o kadar iyi çalıșmıyor. İșinin ehli 15-20 tane dolandırıcı göndersek, 15 günde ülkeyi ele geçiririz. Havalimanından merkeze taksiyle gidebileceğiniz gibi saat bașı kalkan otobüsle çok daha ucuza gidebilirsiniz. Otobüs 2 Euro, taksi pazarlık gücünüze göre 15-20 Euro civarı.
Tiran’a ulaștıktan sonra zaten dönüșümüz de buradan olduğu için hiç gezmeden Durres’e geçtik. Eğer bizim rotayı izleyecekseniz taksiyle direk Durres'e de gelebilirsiniz, Havalimanı ortada kalıyor. Birkaç otele booking.com’dan bakıp rezervasyon yaptırmamıștık. Onlardan ilki olan Hotel Albion’a uğradık, aklımıza yattı ve 2 kiși 30 Euro’ya tuttuk. Durres’in çok güzel bir sahili var. Ancak, Arnavutluk’a deniz için gidecekseniz Vlore veya Himare’yi öneririm. Antalya’yla aynı fiyata ülke dıșında tatil yapabilirsiniz. Durres’te otel seçerken Shkalnurr ve Golem diye 2 bölge var. Buraların denizi güzel olmasına karșılık merkeze yürüme șansınız yok. 60 Leke (60 Cent) karșılığı otobüslere binmek durumundasınız. Özellikle Golem bölgesinde güzel ve ucuz oteller ağırlıkta.
Durres’in merkezi ise iki bölümden olușuyor. Daha turistik olan Volga bölümü ve buradaki Beach’ler, bizim kaldığımız Durres. Volga’ya ilk gidișimizde bilmediğimizden gidemedik, ben ikinci gidișimde gittim. Gerçekten çok güzel. Tiran’dan günübirlik gelseniz bile mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Șehrin merkezi olan Tren istasyonu ve Otogardan güneye yürürseniz bizim kaldığımız, kuzeye yürürseniz de Volga’ya yürümüș oluyorsunuz. Volga bölgesinde otel az olduğu gibi fiyatlar da çok pahalı.
Arnavutluk, sanki 1 milyoncu ülkesi gibi. Tren bileti 1 Euro, Bira 1 Euro etrafta bi ne alırsan 1 Euro havası var. Arnavutluk’un resmi para birimi Leke. Ama hemen hemen her dükkan Euro kabul ediyor, tabi ki üstünü Leke olarak veriyor. Avrupa’da etin en ucuz olduğu ülke. Ayrıca șu ana kadar gezdiğim yerler içinde de kızların en güzel olduğu yer diyebilirim. Ki inanın iyi gezdim. Erkekleri ise așırı çirkin. Yani bu erkekler bu kızlarla evleniyorsa ırk nasıl bozulmuyor anlamıș değilim. Arnavutluk’ta ciddi bir İtalya göçü var. Bütün hak İtalyanca biliyor ve Avrupa Birliği adaylığından dolayı vizesiz Avrupa’da gezebiliyor.
Durres sahilde Olivia isimli bir kafe var, Volga tarafında ise Fly Bar Wine’a gidebilirsiniz. Burası șehri tepeden gören bir noktada ve manzarası çok güzel. Biz Romana diye bir yerde et yedik. Porsiyon çok ucuz ve büyüktü, ancak et ciddi anlamda sertti. Yemek için de yine Volga bölgesini tercih edebilirsiniz. Kaldığımız otelden 20-25 dakikada merkeze yürünebiliyordu, sık geçen otobüslerle de 7-8 dakika falan sürüyordu yol. Geceleri otobüs yok, ama Arnavutluk’ta özel araçlarda taksi gibi kullanılabiliyor. Zaten sizi turist görünce yanașıyorlar yanınıza.
Özellikle ilk gittiğimiz gün İstanbul’dan, Tiran’a; oradan Durres’e gelmemizin etkisiyle yorulmuștuk ve sırt çantalarımız takılı yürürken iki Arnavut genç gelin götürelim dediler. Paramız olmadığını söyledik, para istemez dediler. Bayağı bir aradık oteli zar zor bulduk sonra para almadan bırakmadılar. Yani kimse bizdeki gibi iyi niyetli değil (hoș bizde de iyi niyetlilik sorgulanır ya). Bu yüzden bu tekliflere dikkatli olun. Zaten her araba sahibi siz geçerken taksi diye sesleniyor.
Șimdi Bira ucuz, Et ucuz, Kızlar güzel bir erkek daha ne isteyebilir ki tatilde değil mi ? Gerçekten de öyleydi ancak uymamız gereken bir rota olduğu için 2 gün kaldıktan sonra trenle Shkoder(İșkodra)’ya geçtik. Aslında denize giremiyorsanız Durres için 1 gün yeterli.
Shkoder’da 25 Euro’ya ve șehir merkezine 15-20 dakika yürüme mesafesinde Hotel Argenti’de kaldık. Country Club Bar & Grill’e gittik, size de öneririm. Bir de Tradita diye dekoru nostaljik hem otel hem restoran var, orayı da tercih edebilirsiniz.
Shkoder küçücük bir yer Karadağ ile sınır olması șehre hareketlilik katıyor. Göl ve piknik alanları da varmıș ancak biz 1 gece kaldığımız için gitmedik. Shkoder’dan, Uljinc ve Bar’a otobüsler varmıș ancak biz bulamadık. Tarifesiz bizim minibüsler gibi olduğunu düșünüyoruz ancak belli bir durakları yok. Zaten Arnavutluk'ta durak olayı biraz sıkıntı. Durres’e giderken de yoldan binmiștik otobüse. Bir zamanlar İstanbul’da olan Silivri, Selimpașa otobüsleri gibi düșünün. Her neyse, dolmușları bulamayınca herkesin yaptığı gibi biz de taksiye geçelim dedik.
Burda pazarlık gücünüz çok önemli. Dedikleri fiyatın yarısından bașlayıp yavaș yavaș çıkabilirsiniz. Arnavutlar ticareti çok seviyorlar, pazarlığı ise daha çok. Onlar için satıșı yapmak önemli. Biz 45 Euro’ya Shkoder’dan Budva’ya geldik, yaklașık 100km. Aynı yolu 2 kiși dolmușla gitseniz 8 Euro’dan 32 Euro yapar. Konfor da cabası. Herhalde adamın iși falan vardı orada, ya da gezmek istedi bilemiyorum. Takside genelde anlaștıktan sonra bașka bir arabayla veya farklı kișilerle gidebilirsiniz. Karadağ’dan Arnavutluk’a gelmeninse biraz daha kolay olduğunu duydum. Budva’da 2 tane otel bulmuștuk Booking’ten ancak ikisine de gittiğimizde yerinde yeller esiyordu. Allah’tan rezervasyon yaptırmamıș diye düșündük ve yine 25 Euro’ya Balkanlar’da kaldığımız en güzel otel olan Hotel Anita’da kaldık. Budva’da ev pansiyonculuğu da had safhada. Tam bir Avrupa beldesi, tatil zamanı çok daha güzel ve kalabalık oluyormuș. Fiyatlar ise Arnavutluk’un çok üstünde. Budva için yarım gün, Kotor için de yarım gün yeterli. İki șehirden birinde de konaklayabilirsiniz. Kotor’da isterseniz Kotor Kalesi’ne çıkabilirsiniz. Merdivenlerle çıkıldığı ve yükümüz olduğu için biz çıkmadık. Zaten șansımıza da 15-20 dakika sonra sis bastırdı. Budva’da Mozart Cafe’de Tiramisu yemenizi șiddetle öneriyorum. Aslında Karadağ’da Tiramisu olayı gayet iyi. Podgorica’da Dali Cafe’de yediğimiz Tiramisu da iyiydi. Sahildeki restoranlarda da balık yiyebilirsiniz, biz Porto’yu tercih ettik. Fiyatlar sezon olmamasına rağmen gayet yüksekti, ama genelde her yerde kredi kartı geçiyor.
 
Karadağ kızları ortalamanın üstü güzel diyebilirim ama tüm erkeklerin eșofman giyiyor olması dikkatimi çekti. Biz Kotor’u da gezdikten sonra Pogdorica’ya geçtik. Pogdorica bașkent, ancak küçük. Merkezini yarım saatte gezebilirsiniz. St.George kilisesini görmenizi öneririm. Akșam yola çıkacağımız için Pod Volat’da kendimize bir ziyafet çektik. Karadağ genel olarak küçük bir ülke. Ülkenin misyonu Bosna Hersek’i sahil șeridinden uzak tutmak gibi. Haritaya baktığınızda Kotor’dan, Pogdorica’ya gelmektense oradan Bosna Hersek’e geçmek mantıklı gelebilir, ama yapmayın. Çünkü Kotor’dan geçtiğinizde Hırvat sınırından geçmek durumundasınız. Hırvatistan vizeli olduğu için Schengen vizeniz yoksa sorun yașarsanız. Karadağ’dan, Bosna Hersek’e çok eski bir otobüsle, yağmurlu bir havada ve gece geçtik. Yol o kadar virajlı ki bir yolu, bir uçurumu, bir de dağı görüyorsunuz. Need for Speed'deki yollar gibi. Hayatımdaki en korkunç yolculuktu. İmkanınız varsa bu yolu gündüz geçebilirsiniz, eminim ki manzara süperdir. Bosna’ya geldikten sonra günde bir öğün yememize, tasarruflu davramımıza rağmen bütçemizin yarıya yakını gitmiști. Bu yüzden favori sorumuz “Kredi kartı geçiyor mu?” sorusuydu. Balkanlarda buna dikkat etmeniz gerek, Karadağ ve Sırbistan’da her yerde kart geçiyor ancak Makedonya, Arnavutluk ve Bosna-Hersek için sormanız avantajınızadır.
Bosna-Hersek’te, Bascarsija’da (Șehir Merkezi) kalmanızı öneririm. Böylece her yere yürüyerek gitme șansınız olur. Bosna’da Hostel Franz Ferdinand’da kaldık. Gittiğimiz sezon uygun ve rezervasyon olmadığı için 6 kișilik odada 2 kiși kaldık, kız da söz verdiği gibi bizden bașka kimseyi kabul etmedi otele. Bosna’da yemek yemek dıșında Avrupa’nın ortasında yapılan bir savașın nasıl bir dram olușturduğunu ve Avrupa’nın buna nasıl kayıtsız kaldığını görebilirsiniz. Birçok savaș müzesi var. Ayrıca 1.Dünya Savașı’nın bașlamasına neden olan Sırp Prensin öldürüldüğü köprü var. Eğer baș duraklardan binmezseniz tramvay burda da ücretsiz. Ben yine de bir bilet alıp kullanmadan elinizde tutmanızı öneririm, çok yüksek cezalar var. Tramvay ile Ilidza bölgesine gidip, bisiklet kiralamanızı öneririm. Burası Osmanlı zamanında padișahın ve șehri yöneten valinin av bölgesiymiș. Günümüzde ise çok büyük ve güzel bir Vlore Bosna adındaki parka ev sahipliği yapıyor. Sırf yarım günü buraya ayırabilir, parkı gezdikten sonra da Ilidza bölgesini dolașabilirsiniz. Burada nispeten biraz daha az gelirli kișiler oturuyor. Șehrin içinde bira fabrikası var burayı da ziyaret edebilirsiniz. İçine girmeye izin vermiyorlar ama dıștan resimlerini çekebilirsiniz. Biz Bosna’da teknik bir hatadan dolayı 1 gün fazladan kaldık. Bu yüzden gerekli gereksiz her yerini gördük. Ama her sabah Buregdžinica Bosna’da börek yemeyi ihmal etmedik, size de öneririm. Ve ćevapčići yemelisiniz, biz Ferhatović Ćevabdžinica Petica’da yedik. Eski Galatasaray'lı Tarık Hodzic’in yerinde de yiyebilirsiniz. Delikatesna radnja’da da bir kahve molası verebilirsiniz.
Bosna halkı genel olarak sıcak kanlı. Futbolu çok seviyorlar ve cafelerde birlikte izliyorlar. Bosnalı kızlar genelde güzel ama bir Arnavutluk değil. Bosnalı erkekler ise genelde minyon, bizim muhacir(Maacır) dediğimiz tam Trakyalı tipler. Çok temiz yüzlüler. Bosna’da șans eseri Türk aile ile tanıștık, hatta daha sonra Sırbistan’da da rastlaștık. Halen görüșüyorum ve bu seyahat sayesinde değerli bir arkadaș kazandım.
Bosna’da eğlence için 3 önemli bar var (City Lounge, City Pub ve Cheers). Hepsi Zelenih Beretki caddesinde. Bunlar karșı karșıya ve Cheers'in önünde çift katlı bir otobüs var. City Pub'da canlı müzik oluyor. Bir de Canlı Müzik veya club tarzı diyebileceğimiz Cinemas Sloga var. Buraya giriș ücretli. Genelde barlarda kredi kartı geçmeyebiliyor. Kullanacaksanız sormanızda fayda var. Bosna’da birçok müze var demiștim. Ücretsiz olanların hepsine girdik. Çoğu evde hala kurșun izleri duruyor ve bu beni çok etkiledi. Bir de tünel müzesi var. Bir evden havalimanına kazılmıș ve șu an müze haline getirilmiș. Ilidza bölgesine yakın bu müzeye gidebilirsiniz. Hatta eğer isterseniz paket turlar var, bunlardan alıp bir günde tüm müzeleri görebilirsiniz.
Bir günümüzü Mostar’a ayırdık. Ancak meșhur köprü benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Keșke resimlerdeki gibi hatırlasaydım onu dedim. Köprüyü restore eden Türk șirket ile Bosna hükümeti mahkemelik olmuș. Köprünün duvarları orjinaline sadık kalınarak yapılmıș, ancak orjinalinde çok alçak. Hükümet bu yüzden ekstra olarak demir parmaklık inșa etmiș. Bu ise görüntüyü çok bozmuș. Ayrıca köprü biraz dik. Kaymaları önlemek için de 1-2 metre aralıklarla yere mermer koymușlar bu ise yürümeyi çok zorlaștırıyor. Yürüme olayına takılmadım ama estetiğin bozulması gerçekten kötü olmuș. Mostar’dan nehre atlayan gençlerin mevsimine gelmedik, biraz sığ duruyordu sadece. Onun dıșında șehrin eski tarihi dokusu gayet güzel. Yakın çevrede birkaç yer daha var özellikle rafting yapabileceğiniz. Buralara da gidebilirsiniz. Saraybosna’da iki otogar var. Karadağ'dan geldiğimiz otobüs kuzeydekine, Mostar’a giden otobüs diğerine yanaștı. Bunu da dikkate almanızı öneririm.
Bosna’dan, Sırbistan’a Centrotrans’la geldik. Biletlerinizi Saraybosna merkezdeki Centrotrans ofisinden kredi kartı ile alabilirsiniz. Otogarda kredi kartı geçmiyor. Bizdeki servis minibüslerine benzer minibüslerle ülke arası tașımacılık yapıyor adamlar. Belgrad’da ise ilk geldiğimiz anda bir șok yașadık. Paris gibi, Budapește gibi bir kent. Yașayanları olsun, kent olsun tam bir Avrupalı. Savașın izleri burda da var. Birleșmiș milletler tarafından bombalanan 2 büyük binayı onarmamıșlar. Tüm çıplaklığıyla sergiliyorlar.
Belgrad’da Kalemegdan bașlı bașına gezilesi bir yer, hemen așağısında da Beton Hala var. Hala/Marina demek, burada üst düzey restoranlar var. Biz Toro’da oturduk. Kalemegdan’a Knez Mihailova caddesinden geçerek gideceksiniz. Burası İstanbul’un İstiklal Caddesi gibi hemen hemen her blog’da da gezilecek yerler arasında. Ben bol bol Tuna (Sava) nehrinin kıyısında yürüyüș yapmanızı öneririm. Hostel Fair'de kaldık. Șu ana kadar kaldığım en lüks hosteldi. Biz iki kișilik odada 30 euro’ya kaldık. tuvalet ve banyo ortaktı. Belgrad’da da toplu tașıma ücretsiz. Yani ücretsiz dediysem kaçak binebiliyorsunuz. Yalnız otobüslere binerken Beyaz yelek giyen kontrolcülere dikkat etmeniz gerekiyor. Bunlar bilet kontrolü yapıyor ve genelde orta kapıda oluyorlar. Bunlara bakarak ücretsiz bir șekilde binebilirsiniz. Biz böyle bayağı bi gezdik.
Saraybosna’da yanlıșlıkla 3 gün kaldık demiștim, bu Belgrad’da Cumartesi gecesini kaçırmamıza neden oldu. Size Cumartesi gecesi burda olmanızı öneririm. Hoș çoğu kulüp Pazar günü de dolu oluyor ama Cumartesi daha güzelmiș. Sırp kızlarının güzelliği Slav ırktan geliyor ancak benim favorim yine Arnavutluk. Tabi ben minyon bir adam olduğumdan genelde minyon kızları seviyorum ondan da olabilir. Erkekleri ise tabi alıcı gözle bakmadım ama çok dișe dokunur gelmedi, yine de Karadağ erkekleri gibi eșofmanlı değiller.
Gece eğlence için Foursquare’de çok yüksek not alan The Passengers’a gittik, beğenmedik. Onun yerine birinin önerisiyle Krug’ı bulmaya çalıștık onu da bulamadık. Ama 0.5 | Nula pet diye bir yer bulduk ve süper eğlendik. Kasina’yı da önerebilirim. Yemek için mutlaka Skadarlija bölgesine uğrayın, burada Tri Sesira veya bașka bir restoranda yiyebilirsiniz. Gürkan burada kuzu kapama yedi, ama adam o kadar iștahla yedi ki yemesini görüp ben doydum.
Zemun bölgesi șehrin elit kesiminin takıldığı bir yer. Ünlü mağazaların birer șubeleri de burada yer alıyor. Burayı mutlaka gidip görmelisiniz. Hatta ben aç gidip turunuzu tamamladıktan sonra kıyıdaki restoranlardan birinde yemek yemenizi öneririm. Biz tok olduğumuzdan uğramadık ama Saran Restoran hakkında güzel șeyler duyduk.
Belgrad’da çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi bisiklet yolları var, șehri baștan bașa gezebiliyorsunuz. Bisikleti, sırf Tuna kıyısını gezmek için bile kullanabilirsiniz. Ada Ciganlijia diye bir yer var. Tuna Nehri’nin üstünde bir ada. Adaları bisikletle gezmek bir gelenek olduğu için burda da bisiklet kiralayıp gezdik. Nehir evlerini gördük. Nehrin üstüne dubayla yüzer ev yapmak burda çok moda ve normal evden ucuza geliyor. Kimi yaz/kıș kimi sürekli buralarda oturuyormuș. Bisikletleri verdikten sonra yemek molası verirken Bosna’da tanıștığımız aileyi gördük ve oturup etraflıca muhabbet etme șansı bulduk. Yine karșılașmak üzere sözleștik. Hatta ben Atina'ya gittiğimde artık orada yaşayan çocuklarıyla görüştüm. Belgrad’dan dönüș yolculuğunda artık șehre iyice alıșmıș, otobüslere biner olmuștuk. Tren garına gitmek için son kez otobüse bindik, ama ne görelim. Beyaz yelekli arkadaș meğersem oturmuș, biz de görmemișiz. Ben hemen kullanılmıș bileti okutmaya çalıștım. Adam geldi ceza kesecek kimlik soruyor bize. Gürkan, kredi kartını uzatıyor. Allah’tan ingilizcesi çok iyi değildi de anlașamadan tamam geçin dedi.
Belgrad’dan, Üsküp’e trenle seyahat ettik. Otel parası vermemek için uzun yolculukları özellikle gece yaptık. Tren, uyumak için güzel bir seçim. Ama tek bir sorun var, kontrolörler sürekli gelip biletere bakıyor. Bu da sürekli uykunuzu bölmeniz demek. Trendeki oturma arkadașlarımızda șansa Türk'müș. Bu önemli çünkü kompartıman 6 kișilik. Yani tanımadığınız 4 kișiyle gidebiliyorsunuz. Biz 4 kișiydik sadece 2-3 saat bir yabancı geldi diğer zamanlar 4 kiși devam ettik. Tren biletini de kredi kartı ile aldık. Üsküp’e geldiğimizde ise bayağı bir otel aradık, en son ve ne yazık ki Laki Hotel’de karar kıldık. Otel ve șehir o kadar soğuktu ki ben bu kadar üșüdüğümü hatırlamıyorum. Hiçbir ısıtma sistemi olmayan müstakil odaya bizi battaniyelerle kalmaya mahkum eden Professor Laki’ye bayağı bi küfür ettik. Otelin tek avantajı merkeze çok yakın olması.
Üsküp kesinlikle bir heykeller șehri. Bir süreden sonra heykel fotosu çekmekten tiksiniyorsunuz. Șehirlerde 2-3 gün kalarak gezmek her șehri yeniden öğrenmek ve tam öğrendiğinizde terketmek demek. Bu yüzden ilk öğrenme anında zaman kaybediyorsunuz. Mesela Ohrid’e nasıl gideceğimizi öğrendik. Bunlar hep zaman kaybı. Turlar bunu sizin yerinize hallediyor. Tabi aksliliklerle karșılașmak, onları çözmek de ayrı bir zevk. Üsküp’te; Macedonia Square, Stone Bridge, Fortress Kale, Mustafa Pasa Mosque, Kursumli An, Cifte Amam, Sultan Muratova Mosque, Bezisten, Clock Tower’ı görebilirsiniz.
Üsküp’de eğlence yerlerinin olduğu bir park var (Queen, Club 69 , Midnight, Paradizo, Havana, Marakana) ama sadece yazın açık. Bunun dıșında ismini Temov’s diye hatırladığım ancak nette bulamadığım bir bara girdik ama içerdeki eğlence șekli bizi pek sarmadı. Aynı bizde olduğu gibi kapıda bodyguard’lar var, ama biz 2 erkek girerken sorun çıkarmadılar.
Biz de eğlenmek yerine Cafe London’da oturmayı tercih ettik. Cafe London’ın tam karșısındaki köprüden yukarı doğru çıktığınızda çarșıyı ve eski șehrin merkezini göreceksiniz. Burdaki esnafların çoğu Türkçe biliyor. Buradaki Destan Köftecisi’nde köfte yiyebilirsiniz. Sokaklarda yürümek çok keyifli. Ayrıca bu araba girmeyen yolu bitirdiğinizde de Müslüman mahallesine ulașıyorsunuz. Mustafa Kemal Atatürk'ün isminin verildiği sokağı görebilirsiniz.
Yine klasik Avrupa șehri muhabbeti șehir nehrin iki yakasına kurulmuș. Biz iki yakaya da yürüdük. Güzel birkaç kilise ve nehir manzarasından bașka dișe dokunur birșey bulamadık. Old Town Brewery diye bir yere oturduk, berbat bir yer. Burası için yazdığım kötü Foursquare yorumu bayağı bir beğeni aldı. Genel olarak Üsküp’ü sevmedim diyebilirim. Üsküp’ten, Ohrid’e yine minibüsle geldik. Bu seferki tam 14+1’lerdendi. Ohrid’e geldiğimizde ise gerek otelimiz gerek șehir Üsküp’ün olumsuzluğunu sildi. Bir de Arnavutluk, Karadağ ve Bosna’da çok ıslanmıștık. Ben, Muson yağmurları zamanında Tayland’da bu kadar ıslanmadım. Old Town bölgesinde, St.John, St. Sophia manastırları var. St.John’a doğru yürüyüp, ordan da Early Christian bazilikasına çıktığınızda bütün tarihi ve önemli yerleri görmüș oluyorsunuz. Yolda giderken Kale tabelaları da göreceksiniz, oraya da uğramayı unutmayın. Ayrıca Makedonya’da bir börekçi zinciri var 1 Euro’ya çok güzel börek satıyorlar. Tavsiye ederim. Ohrid’de Damar isimli restoranda da yemek yiyebilirsiniz.
Makedonya'da otel ararken Naum diye biriyle karșılaștık. Bize kendi evini gösterdi ve kiraladığını söyledi. Yalnız fiyatı yüksek söylediği için biz Jovanovic Guest House’da kaldık. Süper manzaralı bir oteldi. Balayı çiftiyseniz en üstteki süit odasını alabilirsiniz. Direk göl manzaralı. Ohrid’e gittiğinizde St.Naum manastırını mutlaka görmelisiniz. Ohrid Gölü’nün buradaki kaynak suyundan oluștuğu söyleniliyor ve cidden de göle akan bir nehir var. Nehrin doğduğu yerlere doğru tekne turu yapacak olursanız size 3 kaynak noktası da gösteriliyor. Kürek çekilerek yapılan tekne turlarında turist otobüsü geldiğinde veya yazları yoğunluk olabiliyormuș. St.Naum Manastırı’na giriș ücretli, isterseniz çevresinde dolanabilirsiniz. St.Naum turistik bir bölge ve market tarzı birșey yok. Restoranlarda biraz pahalı. Tedarikli gidebilirsiniz. Pahalı dediysem Boğaz'daki restoranlar gibi pahalı değil, Makedonya șartlarına göre pahalı. Eğer özel arabanız yoksa taksiyle veya otobüsle St.Naum’a gelebilirsiniz. Otobüs tabi ki daha ucuz bir tercih. Bize evini kiralamaya çalıșan Naum’un arabası da vardı, istersek bize șehir turu yapabileceğini söylemiști. Ancak bizi Avrupa’lı falan sandı herhalde, fiyatta anlașamadık. Otobüsün saati biraz seyrek, kaçırırsanız boșuna 2 saat daha St.Naum’da kalabilirsiniz. İsterseniz Tekne turuyla da St.Naum’a gidebilirsiniz. 10:00’da Ohrid’den kalkan tekne, sezona göre 16:00 veya 18:00’de geri dönüyor. Fiyatı gidiș dönüș 20 Euro, otobüs ise 4 Euro civarında.
Ohrid’in gecesi gayet güzel. Göl kıyısında Liquid isimli çok güzel bir bar bulduk, ancak șansımıza gittiğimizde özel bir etkinlik için kapatmıșlar. Bizde birer viski içip kalktık. Daha sonra gittiğimiz birkaç yerde de bayram nedeniyle kapatılma durumları olmuș. O kadar aramamıza rağmen içkili çay bahçesi kıvamındaki Terazza Aquarius’ta biraz oturup otele döndük. Eğer hatunlarla tanıșmak gibi bir amacınız varsa öneririm. Otele döndüğümüzde cidden üșümüștük, bu otelde de ısıtma sistemi yoktu ama nazik otel sahibimiz odanın kapısına elektrikli bir ısıtıcı koymuștu. Tekrar Professor Laki’ye küfürlerimizi ilettik. Okumakla insan olunmuyor tekrar görmüș olduk. Ertesi gün Naum’a bizi Struga’ya götürüp götüremeyeceğini sordum ve 20 Euro teklif ettim. Fakat herif parayı beğenmedi “But Faruk, my friend you can take a taxi” diye mesaj attı. Garip olansa taksicilere aynı teklifi yaptığımızda balıklama atladılar.
Șimdi Ohrid’den, Arnavutluk’a geçmek için 2 seçeneğiniz var. Ya St.Naum tarafından ya da Struga tarafından Pogradec’e ulașmak. Bizim planımızın tek aksayan noktası burası oldu. Ama bu da güzel bir macera ile sonuçlandı. Taksiciyle anlașıp Struga’ya geldik, buradan Tiran’a kalkan otobüse bineceğiz. Ancak otogar kapalı. Taksici tek kelime ingilizce bilmiyor, turizm danıșma hattı var, orayı aradı telefonu bize verdi. Bizde böyle bir sistem var mı bilmiyorum ama mutlaka olmalı. Ordaki kadın eğer istersek aynı ücrete bizi geri götürebileceğini, ya da 15 Euro daha verirsek sınıra kadar götürebileceğini söyledi. Sınıra gittiğimizde de yine Arnavutluk’un taksilerine binip Pogradec’e gidebilirsiniz diye ekledi. Șimdi biz geri dönsek sabah tekrar geleceğiz, bir gece de otele para vereceğiz diye düșünüp sınıra gitmeyi seçtik. Adam bizi Makedonya-Arnavutluk sınırında bıraktı, U yaptı geri döndü.
Biz de bu seyahatte uçakla, trenle, otobüsle, arabayla ve yürüyerek; her șekilde sınırı geçmiș olduk. Yalnız düșünsenize gece 12, iki tane sırt çantalı manyak yürüyerek geliyor. Arnavutluk tarafına geldikten sonra ise bir dumur olayı bizi bekliyordu. Taksiler sadece gündüz oradaymıș. Oradaki bir gümrük memuru taksiciyi arayıp bize fiyat almaya çalıștı ama șöföre o saatte sıcak yatağından çıkma bedeli çok ağır geldi. Bunun üstüne 2 gibi gelecek otobüs var, eğer yer olursa sizi ona bindiririm dedi. Bu arada ben otostop çekmeye bașladım, Gürkan açtı Ruffles yiyor. Tam bir Amerikan filmi vakası yașıyoruz. Yardımcı olan gümrük memuru tekrar geldi, gelin benle dedi. Bize bir kulübe ayarlamıș, içine elektrikli ısıtıcı koymuș. Gürkan’sa soğukta donmaktan kurtulduğuna sevineceğine adama Ruffless verip, kahve almaya çalıștı. Lidyalılar döneminde yașıyor sanki, adam. 2’de otobüs geldi, yer de bulduk Tiran’a doğru yola çıktık. Bu da minibüstü, yalnız 17 kiși varsa 14’ü birbiriyle arkadaș ve öğrenciler. Elbasan’da okuyorlarmıș. Elbasan’a kadar Türk dizi sektöründen, yemeklerden, müziklerden muhabbet ettik. Muhteșem Yüzyıl, Balkan ülkelerinde çok izleniyor. Ünlülerle İstanbul'da karșılașabilirsiniz dediğimizde de Hollywood yıldızlarından bahsediyormușuz gibi heyecanlandılar. Tiran’a geldiğimizde ise artık son günümüzdü.
Tiran’a sabah karșı geldik, sabaha kadar açık bir yer bulup karnımızı doyurduk. Yalnız ilginçtir, bu sabaha kadar açık yerlerde uyumaya izin vermiyorlar.Sabahı yaptık, bir kafe bulup eșyalarımızı bıraktık ve Tiran’ın turistik bölgelerini bu șekilde gezdik.
Arnavutluk müslüman bir ülke olması nedeniyle fazla cami barındırıyor, açıkçası ezan sesi en sık duyduğumuz yerlerden de biriydi. Enver Hoca döneminde(41 Yıl) Ateist ilk devlet olan(1967) Arnavutluk’ta șu an yasadıșı cemaatler fink atıyor. %70 Müslüman, %20 Katolik, %10’da Ortodoks var. Tiran’ın zaten çok küçük bir merkezi var. Yürüyerek gezebilirsiniz. Açıkçası, Bașkent olmaktan bașka bir özelliği de yok. Ama ben Arnavutluk’u çok sevdim ve burda kazanıp orda harcama gibi bir șansınız varsa yașam düșünülebilir. Ancak çoğu Avrupa ülkesi gibi ișsizlik büyük sorun.
Tiran için yarım gün yeterli. Biz de biraz gezdikten sonra gerek sıcak, gerek bir önceki gün uyumamanın verdiği etkiyle parktaki banklarda malak gibi yattık. Her tarafımız ağrıyana kadar uyuduktan sonra tekrar kafeye gittik ve kızların ne kadar güzel olduğunu konușurken bir sosyal deney yapmak geldi aklımıza. Çok basit bir șekilde geçen çirkin kız olursa çentik atacaktık. Ancak 10 dakika beklememize rağmen çirkin bir kız geçmedi. Çocuklu geçti, yașlı geçti ama hepsi güzeldi. Böylece kızların güzelliğini onaylamıș olduk. Kompleksi Tajvani - Taiwan Center lezzetli yemek yiyebileceğiniz bir yer. Arnavutluk’a göre fiyatlar biraz yüksek pizza veya üst katta steak yiyebilirsiniz.
Ben 2. gidișimde burada steak söyledim. Telefonu șarja takmaya gittiğimde adamlar koskocaman bir ete dertli dertli bakıyorlardı. Șarja taktım dönüyorum, garsonlardan biri “pardon” dedi. “Bunun hepsini yiyebilecek misiniz ?” “Lan, dedim ben onu nasıl yiyeyim.” “Biz de öyle düșündük zaten, bir dilim șeklinde kesiyorum” dedi. Yani herifler koca danayı getirmeyi düșünüyorlar. Gelen et de epeyi büyüktü, patates ve 2 bira; 10 Euro (tabi Euro 3 Lirayken!) tuttu.
Balkanlar turumuz 15 gün sürdü. İzlediğimiz rotayı kafanızda çizmeye çalıștım. Yolda birkaç kișiyle karșılaștık tur firmalarıyla astronomik rakamlara gelmișler. Tabi bizim kaldığımız oteller, bindiğimiz otobüsler optimum seviyedeydi. Ancak bu turu herșey dahil kișibașı 1000 Euro civarına çıkarttık. Bizimkine benzer, Kosova’yı kapsayan bir tur fiyatı duyduk 2000 Euro’ydu. Kosova’ya neden gitmediğimizi de açıklamak durumundayım. Kosova bildiğiniz gibi yasal statüsü biraz sorunlu bir ülke. Kosova’ya giriș yaptığınız sınır kapısından çıkıș yapmazsanız Rusya sizi ülkeye kabul etmiyormuș. Uçakla gidiș dönüște bir sıkıntı yok, ama dediğim gibi karayoluyla bu kurala uymak gerekliymiș. Biz de bu turda “Asla geri dönme” felsefesini uyguladığımızdan Kosova’yı es geçtik. Açıkçası çalıntı araba almayı düșünmüyorsanız Kosova’da çok görülecek çok fazla birșey de yok.
Bu turu yaparken en fazla yol parası tuttu. Otellerden bile fazlaydı nerdeyse. Bu yüzden araba kiralamak mantıklı olabilir. Sırbistan ve Makedonya harici çoğu yer tek gidiș, tek geliș ve yollar kötü. Bu yüzden araba kiraladığınızda gündüz gitmek isteyebilirsiniz. Karadağ’a girip çıkarken de kesinlikle gündüz yol almanızı öneririm. Kiraladığınız arabanın yurtdıșına çıkıș izni olup olmadığını da kiralama yapan firmalardan kontrol edin. Kendi arabanızla gitmek de bir çözüm olabilir, Yeșil Kart (Araç Sigortası) mutlaka yaptırmanız gerekiyor. Ayrıca Yunanistan tarafından çıkarsanız Beynelmilel(Uluslarası) Ehliyet de gerekli. Arnavutluk’da arabalar çok ucuz, dolayısıyla kiralama fiyatları da ucuz. Açıkçası bu turu yapacaksanız bizim gibi Arnavutluk’tan bașlamanız ve araba kiralamanız daha doğru olabilir. İyi bir araștırma, internet ve bu konuda yazılmıș bloglar çok faydalı oluyor. Genelde benim bulduğum türkçe kaynaklarda ülkeleri ayrı ayrı araștırmıșlardı. Ben ise hem hangi ülkeden nereye nasıl geçebileceğinizi anlatmaya çalıștım, umarım faydalı olmuștur.